Üç boyut sakinleri (canlı veya cansız) fiziksel olarak en, boy ve yüksekliğe sahiptir. Hareket yani dinamizm ihtiyaçlarını ise zaman denilen olgu ile karşılarlar.
İki boyutun sakinleri ise fiziksel olarak sadece en ve boya sahiptir. Mantıki olarak onlara da dinamizm veren bir olgu olmalıdır. Bu bizim bildiğimiz zaman ile aynı özelliklere sahip olmayan başka bir tür ‘zaman’ olabilir. Örneğin iki boyutun sakinleri için zamanın ‘statik‘ veya ‘kesitsel‘ olma ihtimali üzerinde durulmaktadır. Kesitsel zaman şöyle örneklendirilebilir; bir sinema filmi rulosunda, şerit üzerindeki her bir kare, filmin bir anını (kesitini) gösterir. Tüm sahneler aynı anda, yan yana ve statik (hareketsiz) durur. Film şeridi için zaman “akmaz”, sadece kesitlerden oluşan bir geometridir.
Dört boyut sakinleri ise en, boy, yükseklik ve bilmediğimiz bir mekan boyutuna daha sahip olmalılar. Mantıken her mekan boyutu eklendiğinde hareket kabiliyeti/akışkanlık artıyor gibi görünüyor. Bu nedenle dört boyutun sakinleri (canlı veya cansız olmaları fark etmeksizin) daha akışkan maddesel özelliklere sahip olabilirler. Örneğin iç ve dış ayrımı olmaması gibi.
Şu şekilde akıl yürütmek mümkündür: Üç boyutun sakinleri iki boyutun cisimlerinin içini görebilir. Önceki yazıda geçen flat-land’da yukarıdan baktığımızda iki boyutun sakinlerinden üçgen ‘kişisinin’ içini görebiliyorduk. Bu durumda dört boyutun sakinleri de üç boyutun cisimlerinin içini görebiliyor olabilir. Bu iç ve dış ayrımı olmaması teorisi Klein şişesi denilen ve matematiksel olarak hesaplanabilen dört boyuta ait cisim ile de uyumlu görünüyor.
Dört boyut sakinlerinin bu fiziksel dinamizmlerine rağmen yine de bir tür ‘zaman’ kavramına sahip olmaları olasıdır. Daha üst boyutlar için akıl yürüttüğümüzde ise, dinamizmi gittikçe artan yüksek boyutların, bir noktadan sonra zaman olgusuna ‘ihtiyacı kalmıyor’ olabilir.
Aslında bu durumu, yani hız çok arttığında zamanın yavaşladığı ve ‘büküldüğünü’ Einstein’ın Görelilik Teorisi‘nden biliyoruz. Bu açıdan bakınca zamanın ayrı bir boyut değil de, boyutlardaki durağanlığı tamponize etme görevi olan bir olgu olduğu mantıklı görünmektedir.
Zaman olgusuna dair modern fizikten bir not:
- Zamanın Belirivermesi (Emergent Time) Teorisi: Zaman temel bir boyut değil, mekan boyutlarıyla bağlantılı bir yan ürün, bir tampon veya bir illüzyon olabilir.
- ‘Emergent’ kavramı fizikte, tek bir parçacıkta olmayan ama çeşitli parçacıklar bir araya geldiğinde aniden ortaya çıkan özellikleri tanımlar. AI’ dan bu konuyu örneklendirmesini istediğimde anlaşılır olduğunu düşündüğüm güzel bir bakış açısı sundu: “Örneğin tek bir H2O molekülü ıslak değildir ancak milyarlarcası bir araya geldiğinde suyun ‘ıslaklık’ denilen bir özelliği ortaya çıkar. Zaman da tam olarak böyle olabilir. Kuantum seviyesine (Planck ölçeğine) indiğimizde, evrenin temel sicimlerinde veya kuantum köpüğünde ‘zaman’ diye bir kavram yoktur. Orada sadece kuantum dolanıklığı ve geometrik ilişkiler vardır. Ancak bu mikro yapılar bir araya gelip makro yapıları, örneğin üç boyut sakinlerini (elma, solucan veya Mars) oluşturduğunda, fiziğin makro varlıklar için kütleçekim, termodinamik ve benzeri yasaları işlemeye başlar ve bunun bir sonucu olarak “zaman akışı” denilen yan ürün algılanmaya başlar.
Boyut-Zaman İlişkisinin Özeti
| Boyut Katmanı | Zaman ve Dinamizm |
| 2 Boyut | Zaman ‘kesitsel’ veya ‘statik’ olabilir. |
| 3 Boyut | Zaman doğrusaldır (akan bir nehir veya tek yöne giden bir ok şeklinde). |
| Yüksek Boyutlar | Zaman olgusu fiziksel (uzamsal) boyutlarda erimiş olabilir. |
“Zaman, her şeyin aynı anda gerçekleşmesini önlemek için vardır.”
John Wheeler

Bir yanıt yazın